Asistan Dağarcığı
Küçük mavi bir nokta
05.02.2010



Araş. Gör. Dr. Bengü PALA
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi A. D.


"Çalışmanız kabul edilmiştir." Böyle bir cümleyle başladı heyecanım…

EGPRN  2008 ilkbahar toplantısının İtalya'da şirin bir kasaba olan Bertinoro'da yapılacağını öğrendiğim gün, belki de bu, hep kurduğum hayallerden birini gerçekleştirmek için bir fırsat olabilir diye düşündüm (İtalya), bilemezdim ki bu birkaç tanesi için bir fırsatmış…

Bu ilk yurtdışı deneyimim olacaktı ve her şeyi önceden planlamak gerekti; fotoğraf makinesi, güneş gözlüğü ve çoktan edindiğim İtalyanca - İngilizce sözlüğüm mutlaka çantamda olmalıydı, posterim için de güzel bir kılıf… (kırmızı olanı seçtim.) Küçük seyahat çantam, otel rezervasyonum, uçak biletim ve o güne kadar hiç tanıma fırsatı bulamadığım yol arkadaşlarım (Pınar ve Pemra hocalar) ile kabaca organize planım hazırdı.

O gece Eskişehir'den İstanbul Havaalanı'na giden otobüste yerimi aldığımda çok heyecanlı ve mutluydum, işte başlıyordu… Sabah erken saatteki Roma uçağını beklerken bir yandan Pemra ve Pınar Hocalar'ı tanımaya çalışıyordum ancak fırsat olmadan çoktan uçaktaki cam kenarı koltukta yerimi almıştım… Kaptan pilotun İtalyanca ve İngilizce anonsları yolculuk boyunca üzerinden uçacağımız şehirleri sırasıyla saydı, bense neredeyse yolculuk boyunca mavi suları üzerinde uçtuğumuz Akdeniz'den ayıramıyordum gözlerimi… Az sonra İtalyan havayollarının Türk'e benzeyen hostesi (o da beni İtalyanlar'a benzetmiş olabilir) ne içmek istediğimi sordu İtalyanca. Bense İngilizce portakal suyu ve tuzlu bisküvi istediğimi söyledim. Neredeyse yol boyunca gözümü ayırmadığım uçağın küçük penceresinden Roma'yı  görmüştüm, yemyeşil...

Roma havaalanında hiç zorlanmadan Bologna uçağı için bekleyeceğim kapıyı buldum ve beklemeye başladım. Tek düşündüğüm buranın hocalarla buluşmak için son fırsat olacağı idi. Poster kabımı olabildiğince göz önünde tutuyordum ki onlar da beni fark edebilsinlerdi. Nitekim az sonra Pemra Hoca "Bengü'cüğüm, merhabalar" dedi... Biz de seni arıyorduk."  Bologna planımızı beraberce yapıp bindik uçağımıza. Bologna’da çantalarımızı bizi Forli'ye götürecek olan tren için biletlerimizi de aldığımız garın emanetine bıraktık ve Bologna şehir turuna çıktık. Vakit henüz öğlen saatleriydi.

Şık mağazalar, İtalyan sanatının örneklerinden heykeller, katedraller ve zamanın krallarına gölgelik için yapılmış yollar arasından şarabı ve pizzasıyla meşhur küçük bir restoranda pizza yemek için kısa bir mola, ardından şehir turuna kaldığımız yerden devam ettik ve son olarak İtalyan dondurmasını da tattıktan sonra Forli trenindeydik. Bütün gece uyumamış gün boyu gezmiştim ama hiç yorulmamıştım, yorulmayı unutmuş olmalıydım. Belki de muhteşem lavanta kokusuydu bunun nedeni, evet evet o olmalıydı...

Trainitalia bizi Forli garına akşam 9 sularında ulaştırdı, oradan bir taksiyle kongrenin yapılacağı Bertinoro'ya geçtik ve kongre merkezindeki misafirhanemizde bizi bekleyen odalarımıza neşeli İtalyan beyefendinin yardımıyla yerleştik. Lavanta kokan küçük ve tertemiz bir odaydı. Ilık bir duş alınca ne kadar yorgun olduğumu hatırladım TV'deki İtalyanca spor programının sesi ile uyuyakalmıştım.

Sabah erkenden uyanmıştım. İtalyan kahvesi ve çörekle yapılan hafif bir kahvaltı yeni anışılan Fransız arkadaşlar ve sonrasında hem kongre merkezini görmek hem de Pınar Hoca'nın workshop hazırlığı için çıktık. Tarihi bir binada her şey için hazır şık toplantı salonlarını gördük.

Artık Bertinoro'yu gezmeye çıkabilirdik, Pemra hocayla bu şirin küçük kasabayı gezmek için yola çıktık, dar taş sokaklar ve tarihi şirin evler arasından mayıs güneşinin parlattığı kasaba meydanına gelmiştik. Kısa keşif gezimiz Pınar Hoca’nın katılımıyla yenilen yemek ve devamında İtalyan kahvesi... Zarif bir İtalyan bayanın müşterilerine muhteşem aryalar eşliğinde hizmet ettiği küçük ama şık butiğini de atlayamam…

Akşam belediye başkanı taze meyve tabaklarının süslediği şık masalarda kongre onuruna bir resepsiyon verdi, daha fazla insanla tanışma ve keyifli sohbetler etme şansını da beraberinde… Sonrasında ise upuzun masalarda leziz İtalyan tatlarının ve yepyeni sohbetlerin tatlarının damakta kaldığı akşam yemeğinin ardından ertesi gün oturumlarda görüşmek üzere ayrıldık. Sabah İngilizcelerini anlamakta güçlük çektiğim İtalyanların misafir severliği eşliğinde oturumlar başladı, hiçbirini kaçırmak istemediğim. Bir akşamüstü bir aile sağlığı merkezini gezme fırsatımız bile oldu…

Yepyeni fikirler, ilginç veriler ve merak ettiğim pek çok sorunun cevabını aramakla geçti tüm oturumlar… Gecelerse edinilmiş yepyeni dostlar ile…

İlk kez karşılaştığım bir çalışmayı üstelik de anadilimden başka bir dilde bir gruba sundum, heyecanım çok çabuk geçti çünkü benimkini de bir başkası sunmuştu ve cevaplamam gereken sorular vardı…

Sunumlar sonundaki olumlu geri dönüşlerse tüm bunların gerçek olup olmadığını sorgulamama neden olabilecek kadar mutlu olmamı sağlamıştı bile… Gece "gala gecesi" ve sabaha karşı da geri dönüş için hazırlanmalıydım.

Ve o sabaha karşı kibar bir İtalyan beyefendinin kullandığı siyah bir arabayla havaalanına doğru giderken mide bulantısı hissine rağmen harika hissettiğimi fark etmiştim. Dönüş yolu Bologna, ardından Roma ve İstanbul'du. "Good buy Roma" isimli mağazalardan küçük hatıraları ve farkında olmadan büyüsüne kapıldığım lavanta keselerini ve yepyeni fikirlerimi de yanıma alarak dönmüştüm…

EGPRN Bertinoro Kongresi, benim için pek çok açıdan ilkti ve unutamayacağım kadar güzeldi. Bunda paylarını göz ardı edemeyeceğim Pınar ve Pemra hocalara da çok teşekkür etmek isterim. Bu yazıyı okuyan herkesin böylesi güzel bir deneyim yaşamasını diliyorum.



ÜYELİK