Merhaba arkadaşlar,
Familya grupta bu ilk yazımda size mecburi hizmet deneyimimi anlatacağım yani askerlik anılarımı. Bu yazıya başlarken belirtmek istediğim ilk şey dünyanın size sizin ona baktığınız gibi görüneceğidir. Buna ister kadercilik deyin ister Polyannacılık…
Tayin haberi ve Şirvan'a merhaba
2008 Ağustos’ta başladım Siirt’in Şirvan ilçesindeki mecburi hizmetime. Kuraların çekildiği gün ben Çeşme Ilıca’da havuz başında keyif yapıyordum. Haberi ilk öğrenen eşim oldu ve bana söylemeden önce yarım saat kendine gelmeye çalışmış. Özellikle de Siirt Şirvan yolu üzerinde patlayan mayın haberlerini okuduktan sonra. Ben durumu en sakin karşılayan oldum. ‘’Gidip görelim 350 gün; nerde olsa yaşanır ‘’ dedim. Temmuz ortası sıcaklarda atlayıp uçağa Siirt’e gittik. Müdürlükte tanışıp şaşkın ifadeleriyle karşılaştığım müdür yardımcılarından sonra müdür beyin başka bir ilçede olduğunu öğrendim (bir gün önceden arayıp randevu almaya çalıştığım ama hafif tebessümle randevuya gerek olmadığı müdür beyin ertesi gün müdürlükte olacağı söylenmişti bu arada) ve Şirvan’a doğru yola çıktım. İl sağlık müdürümüz haber almış geldiğimi ben yoldayken arayıp ‘’Bekleyin Şirvan’a beraber gidelim, ilk görüntü gözünüzü korkutmasın’’ dedi. O zamana kadar sakinliğimi koruyan ben bile bu cümle üzerine paniğe kapıldım doğrusu. Gerçi yolda karşılaştığım silahlı tanklar da tuz biber oldu ama! Biz yola devam ettik. Hiç bilmediğimiz bir coğrafyada dağ tepe gezmek eşimle hobilerimiz arasında ama Siirt o mevsimde öyle kurak öyle kurak ki ülke değiştirmiş gibi oluyorsunuz ve de pek iç açıcı bir manzara yok. İlçeye girdikten sonra sağlık ocağını bulmak zor olmadı; zaten Şirvan ilçesi toplam bir kilometrelik bir caddede kurulmuş ancak kasaba olarak nitelendirebileceğiniz Türkiye’de gelişmişlik düzeyi sıralamasında sondan beşinci ilçe ( Şirvan’dan sonra gelen dört ilçeyi de görmek isterdim bi yanlışlık olmasın diye). Girişi fazla uzatmamak için kısaca şunu diyebilirim sağlık ocağında o sırada çalışan tek pratisyen hekim arkadaşım istifa dilekçesi konusunda rekora koşuyordu ve sanırım rekoru kırdı çünkü ben çalışmaya başlamak üzere döndüğümde son istifasını da yazıp dönmemek üzere gitmişti. Bu arada ben de ilçeye gönderilen ilk uzman hekim olmanın önce haklı gururunu sonra da burukluğunu yaşadım. Sağlık ocağında uzman hekimler için sözleşmeli hekim kadrosu olmaması ve pratisyen doktor arkadaşlarımdan daha az maaş alacak olmam mı yoksa en azından nöbet tutmam derken icap nöbetlerinin hepsinin benim olduğunu öğrenmem mi daha çok sarstı tam olarak hatırlayamıyorum. Sanırım travma sonrası stres bozukluğunun sebep olduğu bir hafıza kaybı. Şaka bir yana her şey yine bir nevi güzel gelmişti ama bu gerçekten canımı acıttı diyebilirim. Ben asistanlığı zevk-i sefa içinde geçirmedim hatta diyebilirim ki hayatımın en zor dönemiydi. Ve bu dört senenin sonunda hak ettiğim şey buydu!
İlk aylar ve yöneticilik deneyimi
İlk 2 ay tek hekim olarak çalıştım. Sağlık grup başkanlığı, poliklinik, koruyucu sağlık hizmetleri, askeri muayeneler, kaymakamlık vakıf toplantıları vs vs. İlçede devlet hastanesi olmaması da cabası. Epey zorlu zamanlardı açıkçası.
Sonrasında pratisyen hekim arkadaşlar başladılar çalışmaya ve işler biraz olsun düzene girdi. Ama asıl zorluk o zaman başladı çünkü poliklinik işin kolay kısmıymış, onu anladım. Bu arada aile hekimliği uygulamasına başlanması umudumuz sürekli canlı tutuluyor; Kasımda, bilemedin Aralık; en geç Nisanda geçilecek uygulamaya. Sonuç 2009 Ekim itibariyle hala geçilmiş değil.
Aşılar, çevre sağlığı, nöbetlerin koordinasyonu derken aslında epeyce toparladım ortalığı. Bunu rahatça söyleyebiliyorum çünkü somut veriler koydum ortaya; aşı oranları en yüksek ilçe olduk Siirt’te. Okul taramaları yaptık ki ilçe tarihinde kaydına rastlanmamıştı. Gebe takipleri için hizmet içi eğitimle ebe ve hemşirelere protokolü öğretip gebeleri kontrollere getirdik. Hatta gebeleri her hafta toplayıp aracımızla hastaneye ultrason muayenesine bile götürdük. Hipertansiyon ve diyabet hastalarına kayıt sistemli kontrol ve takip polikliniği açtık. Gezici sağlık hizmetleri yürüttük vs vs.
Siirt'te yılın doktoru
İcraatin içinden programı gibi oldu ama bunların sonunda en azından takdir edildiğimi ve Siirt’ten yılın doktoru seçildiğimi paylaşmak istedim. Bu da bunca olumsuzluğa rağmen beraber çalıştığınız insanların hatta hizmet verdiğiniz insanların duruma bakış açınızı ne kadar değiştirdiğinin gösteriyor bence. Ben Şirvan’da keyifle çalıştım. Evet asistanlığın devamı gibi hak ettiğimden daha az maaş aldım; evet sosyal olarak çok kısıtlı bir alanda hayatımın bir senesini geçirdim, evet eşimden bir yıl ayrı kaldım ama bir emek verdim ve karşılığında da manevi pek çok şeye sahip oldum.
Ne söyliycem kocası laf geçiremiyor ben ne yapayım?
Bu arada askerlik anıları haline dönen anılarımdan bir tanesini paylaşmak isterim.
Sağlık ocağındaki poliklinik günlerimden biri, başlarıydı heralde. Bir genç kız getirdiler ve yaş tayini yapılmasını istediklerini söylediler. Daha doğrusu söyleyemediler de bana öyle tercüme ettiler. Önce şaka zannettim çünkü bırakın röntgeni tahlil bile yapılamayan bir sağlık ocağından yüksek bir beklentiydi bu. Genç kızın yaşını 18’den küçük yazmamı istediler. Ben hemen istemediği biriyle evlendirecekler diye düşünüp kızı tek başına muayene odasına aldım ve durumu sordum. Bu arada bizim personel bana durumu anlatmaya çalışıyor. Sorun şuymuş ki o yaşına kadar nüfus cüzdanı olmayan kızlarına en hızlı biçimde nüfus cüzdanı çıkartmalarının yolu doktordan 18 yaşının altında olduğuna dair rapor almakmış. 18 yaşından büyük olduğu rapor edilirse kemik yaşı tayini için hastaneye sevki gerekliymiş. Tabii pek bir şey söylemedi kız, durumu anladığına bile emin değilim. Bu arada eşim Hakan doktor odasında otururken muhtarla tanışmış ve çay ikram etmiş. Muhtar eşim olduğunu öğrenince ‘’siz eşinize söyleseniz de 17 yazsa ‘’ demiş. Hakan da benim işime karışamayacağını söylemiş. Ben de içerde hala direniyorum ben yaşını nasıl tespit edeyim hastaneye gitsin diye. Bir süre sonra kızın babası kızgın bir halde doktor odasına girip ‘’Ya muhtar hallet şu bizim işi, söyle de 17 yazsın’’ deyine bu sefer muhtar da parlamış ve ‘’Ne söyliycem kocası laf geçiremiyor ben ne yapayım’’ demiş. Tabii Hakan zihinlerde en kılıbık koca olarak kalıyor.
Bu ve nazofarenksten sülük çıkarma hikayem askerlik anılarım top 10 listemde ilk 2 numarayı işgal ediyor. Diğerleri artık başka bir yazıya…
Yazılar hikayeler böyle uzar gider arkadaşlar önemli olan hayatın her gününü her anını güzel geçirmeye çalışmaktır. Çünkü kimse sizin için bunu yapmayacaktır !
Sevgiyle kalın.
Funda Koç Türkoğlu