Asistan Dağarcığı
Aile Hekimliği Avrupa Deneyimleri
07.07.2010



Yine uzaklara bir yolculuk… Özgürlüğe giden yol belki benim için. Amerika’dan sonra tekrar ilk defa yurt dışında bir eğitim programına katılmak için yola çıkmıştım, bütün kargaşayı arkamda bırakarak.

9 ay öncesine kadar Aile Hekimliği hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Belki bir çoğumuz gibi sadece başka bir ara basamak olarak görmüştüm aile hekimliği asistanlığını. Tek bildiğim; işimde yapabileceğimin en iyisini yapmak istediğimdi. Neler yapabileceğimin farkına varmamı sağlayacak adımı attım  Uzm. Dr. Zelal Akbayın sayesinde. Hastanede boşluk dolduran asistan grubunun içinde, istifa etmeyi düşünürken kendisi yetişti imdadımıza. Bize aile hekimliğinin  aslında ne demek olduğunu ve uygulamanın  nasıl olması gerektiğini anlattı. Tabi deneyimlerini ve aslında bizim de neler yapabileceğimizi. Başvuru için gerekli belgeleri hemen hazırladım. Seçildiğimi duyunca çok heyecanlandım. Hollanda’ya gidiyordum bir değişim programı için. Daha önce Amerika’ya gitmiştim bir rotasyonumu orda yapmıştım intörnlüğümde, çok etkileyici bir deneyimdi benim için. Bu da asistan olarak ilk deneyimim olacaktı.

İlk gün Amsterdam’a indikten sonra trenle Amersfoort’a geçtim. İki gün orada bir asistanın (GP trainee) yanında kalacaktım. Beni çok güzel karşıladılar. Nişanlısı ve onun misafirperverliği bizimkini aratmayacak düzeydeydi.İlk gün tarih kokan ve her köşe başında bir müze görebileceğiniz Amersfoort’u gezdim. Bol bol bisiklete bindim. Bu Türkiye’de yapamadığım ve özlediğim bir çocukluk nostaljisiydi benim için. İkinci günü orada bir aile hekimi uzmanın bir gününü yaşayarak geçirecektim. Yanında pratik yapacağım uzman (Chantal Emaus) özellikle bir Türk öğrenci istemişti yanına. Anlattığına göre  bizi çok sıcak buluyormuş ve sistemin bize diğer milletlere göre daha ilginç geldiğini düşünüyormuş.  Aile hekimi merkezinde üç hekim çalışıyorlardı. Üç doktor asistanı (bu meslek grubu bizim ülkemizde yok. Üç yıl eğitimden sonra hem sekreterlik, hem hastalarla telefon konsultasyonları, hem de küçük tıbbi girişimleri yapabilecek düzeye geliyorlar ve tıbbi girişimleri hemşire DEĞİL, onlar yapıyorlar. ) ve bir hemşire asistanıyla (biz de hemşire asistanı da yok,5 yıl eğitim aldıktan sonra diabet,KOAH gibi kronik hastalık takiplerini yapıyorlar. ) çalışıyorlardı .Muayenehanelerinde spirometre, ekg cihazı ve küçük girişimleri yaptıkları bir oda bulunuyordu. Beraber hasta muayene ettik. Bana en ilginç gelenlerden biri de;elektronik reçetelendirme sistemi ve hastanın özgeçmişinin en küçük ayrıntısına kadar internet üzerinden kaydedilen bir arşivleme sisteminde kayıtlı olmasıydı. Hastalar bizdeki gibi ellerinde reçeteyle eczaneye gitmiyorlardı. Zaten doktor onlar için eczaneye bilgisayar üzerinden gönderiyordu reçeteyi. Ev ziyaretlerine gittik. Dikkatimi çeken şey şuydu; insanlarına çok kıymet veriyorlardı ve özellikle yaşlılarına çok iyi bakıyorlardı. Günde ortalama 30-35 hasta bakılıyordu ve ülkemizdeki sistemi anlattıkça hayretler içinde beni dinliyordu. Orada çalışan tüm personel çok kibardı ve beni çok iyi ağırladılar. Günün sonunda yorulmuştum ama vaktimi bisiklet sürüp fotoğraf çekerek geçirmek istiyordum. Güneş orada 22:30’dan önce batmıyordu. Bütün mağazalar ve marketler en geç 18:00’de kapanıyordu ve insanlar gün batana kadar eğleniyorlardı. Kısacası oradaki insanlar yaşamayı biliyorlardı. Onlara uyum sağlamak hiç zor değildi. O gün doyasıya dolaşıp bol bol fotoğraf çektim. Ertesi gün sabah erkenden tam bir öğrenci şehri olan Leiden’e gidecektim, çok geç olmadan eve döndüm. Ertesi sabah Wietske (yanında kaldığım asistan) ve nişanlısı Ficto (Meksikalı bi aşçı ve aynı zamanda bir böcek bilimcisi. ) beni tren istasyonundan uğurladılar. Leiden’a, üniversitenin olduğu yere geçtim. Orada ülkemizdeki sağlık sistemlerini tartıştık. Tartışmaların sonucunda hep aynı sonuç çıkıyordu. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizdeki sistemin ne kadar trajikomik ve immatür olduğu… Ülkemizde aile hekimi asistanlarının çalışma sistemi ve Türk hasta profiliyle ilgili bir sunum yaptım. Hayretler içinde dinlediler ve çok ilgilerini çekti. Günün sonunda herkes birbirini tanıyordu, dolu dolu bir gün geçirmiştik hep birlikte. Üniversiteden çıktıktan sonra grup olarak Hague’e geçtik. Bizi bir otele yerleştirdiler, akşam yemeğini sahil kenarında yedik. Hepimizin için bir barbekü parti yapıldı. Görülmeye değer ve çok eğlenceliydi. Son gün artık kongre (LOVAH) zamanıydı. Otel,  kongre merkeziyle aynı binadaydı. Bizim dışımızda 600 hollandalı asistan vardı. Çok büyük bir organizasyondu. Bir çok asistanla tanıştık, sohbet ettik, aynı zamanda anketler uyguladık. Döndüğümüzde sonuçlarını Türkiye’de anlatacaktık. Tesadüfen birkaç Türk asistanla tanıştık, orada çalışmaktan çok memnun olduklarını, ilerde tekrar bizi ağırlamaktan memnun olacaklarını söylediler. Akşam bizim için düzenlenmiş bir kokteyl ve büyük bir parti vardı. Hollandalılar gerçekten eğlenmenin ne demek olduğunu biliyolardı. Partiden erken ayrılmak zorunda kaldım,çünkü sabah erkenden uçağım vardı. 3 saatlik uçuştan sonra eve girdiğimde üzerimde tatlı bir yorgunluk, heyecan ve bunun son olmadığını bilmenin tebessümü vardı .

Vasco de Gama Movement Temsilcisi Uzm. Dr.Zelal Akbayın sayesinde hem İngilizcemi, hem mesleki bilgimi, becerimi geliştirme fırsatı buldum. Bu şansı bana verdiği için minnettarım. TAHUD adına Prof. Dr. Okay Başak Hocamıza teşekkür ederim. Biz Türkiye’de ailelerimizden yurt dışı eğitimiyle ilgili çok fazla misyon almıyoruz. Diğer ülkelerde çok daha farklı. Örf adetlerimiz ve aileye olan bağlılığımız bu şekilde yetişmemize izin vermiyor belki de… Ben de bu şekilde büyüdüm. Bana ışık tutan insanların sayesinde bunu değiştirebileceğimi, farklı kültürler tanımanın ve sistemi doğru uygulayan kişilerden öğrenmenin çok önemli olduğunu gördüm. Bunu yakalamaya fırsatınız olursa sakın kaçırmayın, o zaman ne demek istediğimi yaşayıp daha iyi anlamış olacaksınız.

Artık geleceğe daha umutlu bakmayı öğreniyorum.
Mesleğimi gün geçtikçe daha çok seviyorum
Saygılarımla…

Duygu İLKİMEN
Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Aile Hekimi Asistanı



ÜYELİK